Ertelemecilik
Ertelemecilik, bir türlü başlanamayan projeler, yarım bırakılan işler, sonra okurum diye saklanan yazılar… Neden sürekli erteliyoruz?
Dilimize Arapçadan geçtiği kabul edilen ve sözlükteki anlamı “bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre; vakit” olan zaman kavramı, her dönemde bir şekilde üzerine düşünülen ve tartışılan yerini korumuş. Zamanda yolculuk, zamanın göreceliği, zamanın geçiciliği, zamanını hep daha verimli(!) geçirme arzusu… Zamana bu kadar anlam yükleyip üzerine bu kadar da tartışırken neden peki yapmamız gerektiğini bildiğimiz işleri başka zamana erteliyoruz?
Zaman kavramını anladığımızda, zamanın geçiciliğini ve ölümlülüğümüzü hatırlamamızla gelen kaygı ve bu kaygıyla baş etmek için tüm yaptıklarımız ayrı bir yazının konusu olarak dursun. Yanına, “yabancılaşma”nın sebep olduğu güdülenme eksikliği ve sonucunda erteleme davranışının gerçekleştiği düşüncelerini de ekleyip kenara koyalım. Muhakkak buraları anlamadan, düşünmeden erteleme davranışını tümüyle anlamak pek mümkün değil. Ancak yine de gün içerisinde kendimizi bir şeyleri ertelerken bulduğumuzda, kendimize “neden böyle yapıyorum?” diye soruyor olabiliriz. Bu yazıda, çağımızın “modern birey”lerinin şikayetçi olduğu ertelemeciliği belki biraz daha sorun halinden çıkarmak için neler yapabiliriz ve bu davranışın daha kolay anlaşılır sebepleri neler ona bakalım.
Ertelemecilik Nedir?
Ertelemecilik, belirli bir süre sonunda tamamlanması gereken bir işe olumsuz sonuçlar doğuracağı bilinmesine rağmen başlamamak ya da o işi tamamlamamak olarak açıklanabilir. Burada bahsedilen iş; evde temizlik yapmak, işte yöneticinin istediği rapor öğrencilikte tez yazmak veya ilişkilerde konuşulması gereken zorlu bir konu olabilir.
Günümüz dünyasında üretkenliğin ve hızlı olmanın aşırı yüceltilmesi sonucunda erteleme davranışı da çoğunlukla negatif yorumlanmaktadır. Yukarıda bahsettiğim gibi erteleme davranışını tam olarak anlamak için biraz daha detaylı bir tartışma ortamına ihtiyaç duyulsa da hepimiz zaman zaman ertelediklerimizin huzursuzluğunu yaşıyoruz. Okuduğunuz bu yazı da belli bir süre için ertelenip durdu, siz bu satırları okuduğunuzda nihayet tamamlanmış olacak 🙂
Neden Erteliyoruz ve Neler Yapabiliriz?
Hedefleri Netleştirme:
En yaygın görüşlerden biri zamanı algılamamızdaki farklılığın ve beynimizin kısa sürede elde edebileceği hazları tercih etme eğiliminin erteleme davranışına neden olduğu yönünde. Örneğin uzun bir rapor yazmaktansa keyifli bir dizi açıp bir şeyler atıştırmak çok daha cazip gelebiliyor. Peki bunun önüne geçmek için ne yapılabilir? Biraz daha sıkıcı ve yorucu duran işi yapmanın sonunda elde edilecek uzun vadeli kazanımları gözden geçirmek iyi bir yol olabilir. “Şu an bu işi bitirirsem ne gibi avantajları olur?” veya “Şu an ertelemenin zararları neler olabilir?” sorularıyla hedefimizi netleştirebiliriz.
Öz Düzenleme ve Çalışma Planı Yapma:
Hedefleri belirledikten sonra o hedefe ulaşmak için gidilecek yolda nelerle karşılaşılacağı, olası aksiliklerde neler yapılacağı gibi noktaları planlamak ve bunlara hazırlıklı olmak gerekiyor. Süreci daha sade bir hale getirmek için yapılması gereken görevleri bölmek yine oldukça kolaylaştırıcı olabilir. Yapacağınız işi küçük görevlere bölüştürmek, tamamladığınız her adım için iyi hissetmenizi sağlayabilir ve bitiş noktasını görmenizi kolaylaştırabilir.
Aksi bir durumda yaptığımız plana güvenmediğimizde veya zorluklara hazırlıklı hissetmediğimizde yapacağımız işi yarınlara ertlememiz kaçınılmazdır.
Güdülenme (Motive Olma), Niyet Etme ve Kendini Ödüllendirme:
Yaptığımız işi ne kadar isteyerek yapıyoruz, sonuçları bize ne katacak, harcadığımız zamana değecek mi, bu kadar yorulmaya gerçekten gerek var mı gibi sorular aklımızdan geçebilir. İşte bu tam da yazının başında değindiğim yabancılaşmanın sonucu olabilir veya hedeflerimizin belirsizliğinin de. O nedenle bir işi yapmamız gerektiğine bir şekilde inandıysak ve bir plan ortaya koyduysak motivasyonumuzu sürdürülebilir hale getirmeliyiz. Çünkü genelde bir işe başlamak için öncesinde motivasyon gerektiği düşünülse de aslında bunun tam olarak öyle olmadığını hatırlamak gerek. Şu an ertelemek yerine büyük işleri tamamlamış kişilere baktığımızda, o kişilerin başlamak için motive olmayı beklemediklerini görüyoruz. Eğer bekleselerdi belki bugün hala erteliyor olabilirlerdi. Başlamak için tam anlamıyla motivasyonla dolup taşmaya gerek yok, belki sadece başlamaya karar vermek, niyet etmek yeterli. Ama o işe devam edebilmek, istikrarlı bir şekilde çalımayı sürdürebilmek için motivasyona ihtiyacımız var.
İşleri küçük küçük parçalara ayırdıktan sonra attığınız adımlar için kendinize ödüller vermek (küçük bir aferin veya ufak bir yürüyüşe çıkmak) hem motive olmaya yardımcı hem rahatlatıcı olabilir. Burada sizin neye ihtiyacınız var, ne size iyi hissettirir bunu anlamak gerekli.
Direnci Kırmak:
“Bir başlayalım gerisi gelir” demek kolay ama gün içinde kendimizi yine bir işe başlamayı ertelerken bulduğumuzda bu söze inanmak bazen oldukça zor. Ama yine de yapılan araştırmalar gösteriyor ki plan yapma süresini uzattıkça o işe başlamak daha da zorlaşıyor. Bir noktada işe koyulup sürecin neler getireceğine bakmak erteleyip durmanın önüne geçebilir. Belki de sahiden başlamak bitirmenin yarısıdır. Ama eğer yarısı değilse bile en azından başlama cesaretini göstermiş olmak bile tebrik etmeye değer bir adım olabilir.
Başarısızlık Kaygısı ve Mükemmeliyetçilik:
Ertelemek başlı başına bir kaygı sebebiyken bazen bu kaygının yerine başka kaygılar koyup ertelemenin yarattığı suçluluğu bastırmaya çalışıyoruz. Ders çalışmaya karar verdiğiniz an kitap okuma isteğiniz artabilir. Görünürde kitap okumak da son derece faydalı bir iştir ama o sırada sizin ihtiyaç duyduğunuz şey olmayabilir. O an aslında işinizi erteliyor olduğunuz için kötü hissetmenize rağmen, kaygınızı yatıştırmaya çalışırken başka bir işle meşgul olursunuz ve asıl işinizi daha da çok ertelediğiniz için daha da kaygılanabilirsiniz. Kaygının bu şekilde yer değiştirmesine izin vermek yerine erteleme davranışına sebep olan durumu anlamak çok daha faydalı olacaktır. Ertelemenin yarattığı kaygı başka formlara dönüşebiliyorsa ertelemek hangi kaygının sonucu olabilir?
Yoğun olarak erteleme davranışında bulunan kişilerin sanıldığının aksine tembel değil, mükemmeliyetçi bir taraflarının olduğunu duymuş olabilirsiniz. Çünkü demin de bahsettiğim gibi ertelemek öyle çok da keyifli ve rahat bir süreç değil, aksine kaygılı ve sancılı bir süreç. Bu sancılı sürecin sebebi de aslında kaçmaya çalıştığımız başka bir kaygı olabilir. Bu kaygıların belki de en yaygın olanı başarısızlık kaygısı. O işte başarısız olacağımızı inanıyorsak o işe hiç başlayamıyoruz. Ya da yeterince iyi yapamayacağımızı düşünüyorsak da yine aynı şekilde başlamayı erteliyoruz. Bu tarz durumlarda başarısızlık kaygımızla ya da mükemmeliyetçi tutumumuzla uğraşmak yerine ertelemenin yarattığı kaygıyı tercih ediyor olabiliriz, bir nevi değiş tokuş yapıyoruz.
Gün içinde kendimizi ertelerken bulduğumuzda samimi bir şekilde neden ertelediğimizi kendimize sormak bizi en doğru çözüme götürebilir.
Sorumluluk Almak veya Pasif Agresif Davranmak:
“Aylaklık edeceğine gir bir işe, çalış, paranı kazan” denen bir kişinin o işte çok da hevesli olmadığını ve ite kaka bir şeyler yaptığını görürüz. Ya da ailesinin zoruyla okuduğu bölümde projelerini hep geç teslim edip okulu uzatan üniversite öğrencileri sizin de çevrenizde vardır. Belki siz de hayatınızın bir döneminde filmin en heyecanlı yerinde çay koymak için mutfağa gönderilmiş ve mutfakta bir sakarlık sonucu bir şeyleri kırmışsınızdır. İşte bu tür durumlarda isteksizce yapılan işlerin ya kötü sonuçlandığını ya da sürekli ertelendiğini görebiliriz. Bu tarz bir erteleme davranışını pasif agresif davranış olarak değerlendirebiliriz. Kişi aslında o işi yapmak veya tamamlamak için gereken isteği olmadığı için bir türlü motive olamamaktadır ama dışarıdan gelen zorlamalarla o işi yapmayı denemekte veya erteleyerek oyalanmaktadır. Böyle bir durum hissedildiğinde o işi tamamlamanın avantajları ve dezavantajları değerlendirilip (aslında biraz kendimizle pazarlık yaparak) sorumluluk almak konusunda kendimizi ikna edebiliriz.
Çağımızın telaşlı hayatlarında sürekli bir şeylere yetişmeye çalışırken bir de ertelediklerimiz bizi daha da kaygılandırmasın istiyoruz. Ama bizi belki de en çok rahatsız eden ertelerken geçen zamanın telafi edilemezliği. Neyse ki ertelenen birçok şeyin telafisi elbet mümkün, önemli olan telafi edemeyeceklerimizi farkında olmak. O yüzden dilerim ki şairin dediği gibi; bitmeyen işler yüzünden (siz böyle olsun istemezdiniz), kalbinizi dolduran duygular kalbinizde kalmasın ve sevgiler yarınlara ertelenmesin.
Sonraki Yazı